14 Ocak 2008 Pazartesi

hacıvat ve karagöz bölümleri

  • MUKADDiME :
    Mukaddime bölümünde ilk önce müzikle bos perdede göstermelik bir görüntü konulur: (Bir dalyan, vakvak agaci, yasam agaci, gemi, denizkizi, çalgicilar, kediler, Burak, Zaloglu Rüstem'in dev ile savasi v.b ) Kimi kez konuyla ilintili de olabilir; örnegin "Tahmis" oyununda göstermelik kahve dövücüleri gösterir. Göstermeliklerin görevi henüz oyunu seyretmeye hazirlanmamis seyirciyi oyunun gerçegine hazirlamak, onu oyunun yanilsama havasina sokmak, onda geciktirim ve merak uyandirmaktir. Göstermelik, bir ucuna gerilmis sigara kagidi baglanan nareke adinda bir kamis düdügünün cirlak sesiyle ladirilir. Bundan sonra, tefin tartimina uygun hareketlerle, seyirciye göre perdenin solundan Hacivat gelir, bi semai okur. Bunu kimi kez bir ara semaisinin izledigi olur. Bu semailer Dügah, Ferahnak, isfahan, Buselik, Yegah, Rast,Nihavend, Beyti,Segah, gibi makamlarda olur. Burada Hacivat müzigin tarumina hareketlerini uydurarark basini hafifçe sallar. Semai bitince Hacivat" Off...hay Hak!" diyerek perde gazeline baslar. Mukaddime bölümünün önemli bir ögesi Hacivat'in söyledigi perde gazelidir. Perde gazellerinde Karagöz oyununun bir ögrenek yeri oldugu, felsefi ve tasavvufi anlami, kurucusunun seyh Küsteri oldugu belirtilmektedir. Ayrica, teknik bilgi de buluruz; örnegin, "on iki bend ile bagli", " on iki tir ile bagli" deyimleri birer Bektasi simgesi olabilecegi bir yana, ayrica eski Karagöz perdesinde ayna denilen beyaz kesimin çerçeveye dikilmeyip on iki ilik dügme ile tutturuldugunu belirtir.
    Perde gazellerinde padisaha yakaris da yer alir; çagin padisahini anmanin yani sira, kimi kez yurt yönetiminin biçimi bile belirtilir. Örnegin Mesrutiyet için söyle denmistir: Çok zamandir hükm-i istibdadda olmustuk esir Geçti ol zulm ü cefalar nail-i hürriyetteyiz Cumhuriyet yillarinin bir perde gazelinde de söyle bir beyite rastliyoruz: Hüda elbet müzahirdir erken-i Cumhuriyet'e Mülkü ma'mür eyle yarap san-i kudretle Daha sonra bir beyit okur. Bu beyitin çoklukla Hafiz'dan, Ziya Pasa'nin Terkibibend'inden, Fuzuli, Nedim divanlarindan alindigi bilinir. Bundan sonra, asagidaki satirlarda görülecegi gibi kendine kafa dengi bir arkadas arar, bu arkadasta istedigi özellikleri sayar : Efendim! Demem o demek degil! Bu bendenize, bu hakir duaciniza eli yüzü yunmus, elfazi düzgün, sözü sohbeti tatli bir fasih-ül-lisan yar-i vefa-siar olsa, geliverse su meydan-i pür-safaya, Arabi bilse, Farisi bilse, bir az fenn-i siir ü musikiye asina olsa, o söylese bendeniz dinlese, bendeniz söylesem o dinlese, oturan zevkperveran-i kiram da sefayab olsa! Diyelim: Bu gece isimizi mevlam rasgetire! Yar, bana bir eglence, aman bana bir eglence! Yar, bana bir eglence! Kimi kez gene bir beyit okuduktan sonra Karagöz karsi yandan, yani seyirciye göre sagdan gelir, buna "Karagöz'ü inidrmek" denir. ikisi dögüsürler. Dögüste Hacivat kaçar, Karagöz yere boylu boyunca uzanir, secili bir deyisle Hacivat'a veristirir, bir tekerleme söyler. Karagöz'de iki çesit tekerleme vardir. Birincisi, masal basinda söylenen basmakalip sözler oldugu gibi, masalin ortasinda ve sonunda da söylenen, dinleyiciyi masalin gerçek disi havasina sokmak için yapilan söz oyunlaridir. ikincisi ise Ortaoyunu ve kimi Karagöz muhaverelerinde oldugu gibi masalcinin kendi basindan geçmis gibi anlattiklari, ya da üçüncü kisi agzi ile anlatilan olagan disi maceralardir. Bu türden tekerleme Ortaoyunu ve Karagöz'de bir düsün gerçekmis gibi anlatilasina ve sonunda düs oldugunun anlasilmasina dayanir. Karagöz'de birinci türden tekerleme, mukaddimede Karagöz ile hacivat arasindaki dögüsmeden sonra Hacivat kaçinca, boylu boyunca yerde uzanmis yatan Karagöz'ün Hacivat'a veristirisidir. Burda çogu kez Karagöz ipe sapa gelmez sözlerle ve Arapça, Farsça sözcüklerle konusur. Bu tekerlemede Karagöz'den beklemeyecegimiz Arapça Farsça sözler bulunusundan, bunun bir ironie oldugu da söylenebilir.

  • MUHAVERE :
    Genel olarak muhavere, Karagöz oyununun iki bas kisisi olan karagöz ile Hacivat arasinda geçer. Bazi durumlarda- ara muhaveresinde- iki kisiden daha çok kisiler bulunmaktadir. Muhavere ile fasil arasindaki baslica ayrim, birincinin salt söze dayanisi, olaylar dizisinden siyrilmis, soyutlastirilmis olmasidir. Bunlarin görevi, Karagöz ve Hacivat gibi iki bas kisinin kisiliklerini, özelliklerini, gerek ses, gerek yaradilisl ve yetisme bakimindan birbirine karsit düsen özlüklerini tanitmaktir. Bu bakimdan, ortaoyununda Pisakar ve Kavuklu arasindaki tekerleme ile es görevdedir. Karagöz üzerine kitap yazmis olan Selim Nüzhet Gerçek muhaverelerin belli bazilarinin adlarini vermis, ama konularini açiklamamistir. Selim Nüzhet Gerçek su adlari vermistir: Akil, Babam Öldü, Bekçi,Bilmece, Çamasir ipi, Çevre, Gel Geç, Hasta, Hayir Hiç, iftar, isim Degistirme, Kul, Külbasti, Masana, Mektep, Nasihat, Nazire, Rüya, Seyahat, Tursu, Yazma, Zurna.
    Muhavereleri konulari ve biçimleri bakimindan çesitli ayrimlarda inceleyebiliriz. Bunlardan baslicasi,<> ve <> diye iki ana bölüme ayrilabilir. Muhavereler çognlukla fasildan, yani oyunun kendisinden bagimsizdir.Ancak bir iki muhavere ile fasil arasinda konu birligi bulunabilir. Örnegin Hayali Memduh'un Karagöz Evlenmesi yahut Üç Sevdalilar adli oyunundaki muhaverede Hacivat Karagöz'e kaçan karisinin yerine bir baskasi ile evlenmesini ögütler ve böylece muhaver ile fasilin konulari birbirine baglanir. Bunun gibi birkaç örnek disinda muhavereler ve ara muhavereleri, fasilin konusundan ayri ve bagimsizdir.
    Bilinegelen en alisilmis muhaverelerin disinda bir takim baska muhavere türleri de buluruz. Bunlarin kendine göre bir biçimi, tartimi vardir. Örnegin gel-geç muhaveresi, karagöz ile Hacivat arasinda geçmekle birlikte, öteki muhaverelerden degisik bir yolda gelisir. Bunun iki örnegini Kanli Nigar ve Sünnet muhaverelerinde bulabiliriz. Burda Hacivat bir dize söyler gider, Karagöz bu dizeye ölçü, tartim ve uyak bakimindan benzeyen, fakat saçma bir misra söyler gider, muhavere bu yolda, Hacivat ve Karagöz'ün gidip-gelmeleriyle uzar gider. Bu arada bir basaka muahaver de çifte Karagöz'lü muhaveredir. Bunda iki Karagöz karsilasir, ikisi de Karagöz oldugunu ileri sürerek birbirlerinin sözlerini tekrar ederler, araya Hacivat girer, sonunda ikinci Karagöz kovulur ve Karagöz ile Hacivat muhaverelerine baslarlar.
    Gene böyle degisik biçimde bir muhavere türünde her sözün sonunda Karagöz ile Hacivat birbirlerine vururler. Örnegin "Salincak" oyununun basindaki muhaverede, Karagöz ile Hacivat birbirlerine sürekli kötüleyici, sövücü sözler söylerken, bir yandan da birbirlerine vururlar. Bir de ara muhaveresi vardir. Bu fasila baslanmadan evvel muhavereyi uzatmak maksadiyla kullanilan bir ek muhaveredir. Konu bakimindan bu da fasildan bagimsizdir.Bununla birlikte muhavereye üç-dört kisinin katildigi olur.
    Bir muhavere konusu da, tipki Ortaoyunu tekerlemelerinde oldugu gibi, önce olmayacak bir olayin gerçekmis gibi anlatilmasidir, sonra bunun düs oldugu anlasilir. Hayali Küçük Ali'nin "Karagöz Dans Salonunda" adiyla yayinladigi oyununda Karagöz, Hacivat'a bir kahveye gittigini,içtiklerini ödeyecek parasi olmadigini, kahve kutusuna saklandigini, oradan cezvede pisirildigini ve kahve olup kendisini bir tiryakinin içtigini, onun midesine gittigini ve kusunca disari çiktigini anlattiktan sonra hepsinin bir düs oldugunu açiklar. Bütün muhaverelerde ortak nokta, muhaverelerin yanlis anlamalarla gelismesidir. Bir muhavere türünde Hacivat bilgisini ortaya döker, bir konu çevresinde bir takim kelimeleri, terimleri sayar döker, Karagöz de bunlara yanlis anlamlar verir. Muhavereden fasila geçerken önce Hacivat gider, Karagöz de: "Sen gidersin de beni pamuk ipligiyle mi baglarlar?Ben de gideyim idgaha, dolaba, dilber seyrine!Bakalim, ayine-yi devran ne suret gösterir!" dedikten sonra perdeden ayrilir, fasil baslar

  • FASIL :
    Fasil, oyunun kendisidir. Burada Hacivat ve Karagöz'den baska oyunun çesitli kisileri bir konu ve olaylar dizisinde gözükür, oyuna katilirlar. XVI. yüzyilda belirli bir konudan çok hayvanlarla, gemilerle daha çok kopuk sahneler gösterilirken, XVII. yüzyildan baslayarak fasil konulari belli olyalar dizisine uymaya baslamistir. (Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, istanbul 1985 )
    Klasik fasil listesine dahil olan oyunlar sunlardir: Yalova Sefasi, Mandira, Hamam, Kanli Nigar, Kayik, Civan Nigar, Orman, Yazici, Çesme, Timarhane, Bahçe, Kanli Kavak, Agalik, Büyük Evlenme, Ters Evlenme, Aptal, Bekçi, Terzi, Mahalle Baskini, Dilsizler, Berber ve Kale, Hoppa, Devrani-Çelebiler, Üç Eskiya Çelebiler, Haci Ayvad, Dilenci-Arap-Arnavut, Bekri Mustafa ile Kör Arap, Meyhane Karagöz sanatkarlarina nazaran,klasik repertuar bu 28 oyundan meydana gelir. Bu sayi ibadetle geçen Kadir Gecesi hariç tam bir Ramazana tekabül eder. Ramazan'In ilk gecesinde "Mandira" son gecesinde " Meyhane" faslini icra etmek adet ve anane olmustur.
    Son devirde tertip edilmis olan modern fasil isimleri ise sunlardir: Vasifin-ki Kiskanç Kadin, Karagöz Salincakta, Karagöz'ün yalaova Sefasi, Karagöz Güvey, Karagöz'ün Deli Olusu, Karagöz Asçi ismail Hakki Baltacioglu'nun- Karagöz Ankara'da, Karagöz'ün Muhtarligi, Köy Evlenmesi Hayali Küçük Ali'nin- Hayal Perdesi, Tayyare Sefasi, iyilik Eden iyilik Bulur Selim Nüzhet'in- Salincak Sefasi Mekki Sait'in- Karagöz Gazeteci Ercüment Ekrem Talu'nun - Karagöz Holivut'ta Doktor Duda'nin- Fasli Ferhad (Dürrüsehvar Duyuran, Karagöz Topkapi Sarayindaki Tasvirleriyle, istanbul, 2000)
    Ayrica Selim Nüzhet su fasillari saymaktadir: Bahçe Sefasi, Balikçilar, Baskin, Bursali Leyla, Büyük Evlenme, Cazular, Canbazlar, Eczahane, Sahte Esirci, Ferhad ile sirin, Hain Kahya, Kagithane Safasi, Kirginlar, Kütahya, Leyla ile Mecnun, Mal Çikarma, Ortaklar, Pehlivanlar, Sahte Esirci, Salincak, Sünnet, sairler, Tahir ile Zühre, Tahmis, Timarhane, Yangin Kimi fasillarin konulari benzer olmakla birlikte adlari degismektedir. Örnegin Yorgi'nin Mecmua-i Hayal dizisinde çikan Karagöz fasillari arasinda "Kanli Nigar" oyunu 5 No.lu cüzde Karagöz'ün Soyulup Dayak Yemesi iken ayni oyunun 6. Cüzdeki ikinci yarisinin adi Karagöz'ün Karaman Koyunu Olmasi'dir. Fasil sona erdikten sonra çok kisa bitis bölümü gelir.

  • BiTiS :
    Bitis bölümü çogu kez çok kisadir. Karagöz oyunun bittigini haber veriri, kusurlar için özür diler, gelecek oyunu duyurur. Karagöz ile Hacivat oyun sirasinda kilik degistirmislerse eski kiliklarinda perdeye dönerler, aralarinda kisa bir söylesme geçer, bu söylesmede oyundan çikarilacak ögrenek de belirtilir.
    Kimi kez de Karagözcü bu bitise, sanki eski siirlerdeki mahlas beyti gibi kendini de karistirir ve oyun sona erer.

KARAGÖZ NASIL DİRİLİR

Ta Katip Salih devrinden düne kadar tecrübesini yaptık ve nihayet açıkça gördük ki, Karagöz’ü diriltmeye tek adamın gücü yetmez. Dirilmese sanki ne olacak demeyin. Böyle düşündünüz mü, bugün Karagöz, yarın dil, öbür gün tarih ve edebiyat, hâsılı milli kültür namına elde ne varsa hepsi kayıplara karışır ve bizler de Dıral Dedenin düdüğü gibi ortada kalırız. Başka memleketler, kültür dağarcıklarına bir yerine dokuz düğüm vururlarken, bizim böylesine hovardalığa kalkmamızı ne tarih, ne de yarınki Türkiye affeder.Gerçi Karagözü diriltmek tek adamın harcı değildir, fakat hükümet isterse bunu yapabilir. Nasıl mı yapar? Şöyle; Kesenin ağzını açarak, geniş çapta bir Folklor Enstitüsü kurar. Bu Enstitünün türlü şubeleri arasında bir de halk tiyatrosu branşı bulunur. Rolü eski orta oyunu ile Karagözü tetkik etmek ve diriltmek olan bu şubenin başına işin tam manasiyle ehli biri getirilir ve ona tam salahiyet verilir.Bu adam-ki elinin altında orta oyunu ile Karagöze dair her nevi vesika vardır-, şöyle etrafına bir göz atar, memlekette nükte ve icat kabiliyeti ile tanınmış kim varsa hepsini bir toplantıya çağırır.Böyle bir toplantıda eski Karagözcülerle birlikte mizah edebiyatının tanınmış simaları, karikatüristler, bazı tiyatro rejisör ve sanatkarları, bestekarlar, ressam ve dekoratörler bulunur.Bugünün zevk ve anlayışına göre bu iki oyunda ne gibi yenilikler lazımsa düşünülür, konuşulur. Mesela Karagözde perde mi genişletilecek, tasvirlerin boyu mu uzatılacak, Küşteri meydanı dekorlarla mı donatılacak, yeni tipler mi yaratılacak, yeni fasıllar mı düzülecek ilh, birer birer ele alınır ve bir neticeye bağlanır. Keza temsillere nasıl bir müzik girecek, ışık oyunları, gürültüler nasıl tertiplenecek ilh, bunlar da aşağı yukarı tesbit edilir.Bu iş tamamlandı mı, denemelere geçilir.Enstitünün emrinde, küçük de olsa bir sahne bulunur.Mizahçılar yeni tipler yaratırlar, karikatürcüler yeni tasvirler çizerler, bunlar deriden imal olunur, rejisörler perdeyi donatırlar, ışıkları düzene sokarlar.Yeni fasıllar, eskilerin ruhunu bilip de yaratma kabiliyetine sahip olanlar tarafından kaleme alınır ve taklit yapmasını becerenler tarafından da oynatılır. Denemelerde, bütün teferruat gayet sıkı bir sanat kontrolünden geçer. Netice hoşa giderse ortak halkın takdirine arz edilir.Bununla da iş bitmez. Enstitü durmamacasına bu mevzuu işleyerek her gün biraz daha kemâle vardırmaya çalışır.Adam, işimiz yok da Karagözle mi uğraşacağız demek pek kolaydır. Ama bilelim ki başka memleketler kendi Karagözleriyle böyle uğraşıyorlar.işte Çekler! Kendi kukla oyunlarını modern bir sanat seviyesine çıkarmak için Prag’da Üniversiteye bağlı bir Kukla Enstitüsü kurmuşlar, harıl harıl çalışıyorlar.Profesörleri var, bu Enstitüde kukla tarihi, kukla edebiyatı, kukla mizanseni okutuyor, deneme sahnelerinde kukla oynatıyor, kukla filmleri çekiyor.Bu Enstitüde yetişen gençler memleketin her yerinde kukla tiyatroları kurup iş görüyor, sanat gösteriyorlar.Bizde de Karagöz’ü başka türlü diriltmenin imkanı yoktur. Abesle uğraşmayalım da, samimi isek, Türk kültürünün bu ancak zorla öldürülür büyük eserini, devlet himmetiyle, yeniden elektrik ışığına kavuşturalım.

YUNAN KARAGÖZÜ

Bizdekinin aksine Yunanistan’da bugün dahi bu sanat hayli rağbettedir.Gerek Atina’da gerek diğer şehirlerde mesleğinin ehli birçok Karagözcü bulunur ve bunlar mini mini tiyatrolarda ve bazen de halk kahvelerinde sanatlarını icra ederler.Fakat Karagöz, Yunanistan’a Türkiye’den gitmiştir.Bu Yunanlıların da bildiği ve itiraf ettiği bir hakikattir.Nitekim Caimi adlı bir Yunanlı müdekkikin 1935 de neşrettiği “Karagöz-Yahut hayal perdesinin ruhunda Yunan komedisi” adlı Fransızca eserde bu hususta gayet enteresan tafsilat vardır.Müellife göre Kalamata’lı bir Rum olan Vrahalis, 1860 da İstanbul’dan kalkıp Pire’ye gelmiş ve gümrük binasının karşısındaki kahvede ilk Karagöz perdesini kurmuştur.Bir müddet sonra da Atina’ya gidip sanatına devam etmiştir.Perdesini Yunanistan’da kuran Karagöz’ün bütün eşhası ve repertuarı, başlangıçta bizimkilerin aynı olduğu halde, çok geçmeden, Yunan sanatkarları hayal oyununu kendi cemiyetlerine intibak ettirmeye başlamışlardır.Böylece zamanla eski tasvirler değişmiş, tipler çoğalmış, repertuar zenginleşmiştir.Karagöz’le Hacıvat bile yalnız isimlerini muhafaza edebilmişler, fakat şekil-şemail, kılık-kıyafet ve bilhassa karakter bakımından bambaşka tipler olmuşlardır.Mesela Yunan hayal perdesinin Karagözü gaga burunlu,tüysüz ve kamburcadır.Hacıvat ise daima kılıktan kılığa girer.Bunlardan başka paşa,vezir,derbend ağası gibi birkaç Türk tipi daha kalmıştır.Şunu da hemen söyleyelim ki bu Türk tipleri arada bir sarakaya alınmalarına rağmen hiç de haysiyet kırıcı vaziyetlere sokulmazlar, bilakis Türk vezir ve paşalarının şahsında milletimize has kahramanlık, civanmertlik ve adalet ehemmiyetle belirtilir.Yunan Karagözcüleri bir asır içinde Karagözün teknik tarafını da bir hayli değiştirmişlerdir.Perdeyi genişletmişler,tasvirlerin boyunu bir metreye kadar çıkarmışlar,onları süratle ters-yüz edebilmek için değneklerin sokulduğu delikleri kenara almışlar, dekor ve aksesuara ehemmiyet vermişler ve böylece hayal perdesini sinema ile rekabet edebilecek mükemmeliyete getirmişlerdir.Asıl marifetleri, perdeye daima aktüaliteden alınma yeni tipler sokmaları, repertuarlarını günün icaplarına göre sık sık tazelemeleri, memleketin iç politikasını çok canlı bir şekilde hicvetmeleri olmuştur.Şu halde, bugün artık bir Yunan Karagözünden bahsetmek, asla boş bir iddia değildir.Gerçi kendilerinin de itiraf ettiği gibi, Karagöz Türkiye’den gelip bu memlekete yerleşmiştir, fakat bir asır içinde, Yunan sanatkarlarının bu oyunu kendi memleketlerine intibak ettirmeleri ve daima yenilik peşinde koşmaları sayesinde, Yunan Karagözü bizimkinden bambaşka bir istikamette gelişme imkanlarına kavuşmuş ve hayatiyatını muhafaza etmiştir.Karagöz ise bizim icadımızdır ve bugün elimizde bunun böyle olduğunu isbat eden çok eski vesikalar vardır.Bazıları ta 11. ve 12. asırlara kadar giden bu sağlam vesikalar elde bulundukça kimse Karagözün bizden tapusunu alamaz.Alamaz, ama bu oyunu kendine uydurmak ve geliştirmek de her milletin hakkıdır.Eğer biz cetlerimizin derin bir felsefe ve ince bir nükteye sardıkları bu güzel oyunu zamanla hor görüp bir kenara atmışsak, bunun vebali sadece bize aittir.O halde Yunanlılar Paris’teki Tiyatro Festivaline Karagözle gidiyorlar diye boş yere öfkelenmeyelim de, şöyle külahımızı önümüze koyup derin bir düşünceye dalalım.Belki böyle bir düşünce sonunda bizi delaletten kurtaracak bir çare keşfederiz.Kimbilir?

KARAGÖZ ELDEN GİDİYOR MU?

Yunanlı dostlarımız Paris’teki Milletlerarası Tiyatro Festivaline bizim Karagöz ile gidiyorlarmış, giderler. Karagöz’e Yunan icadı diyorlarmış, derler. Çünkü yemeyenin malını yerler.Kızmaya,söylenmeye hiç hakkımız yok.Karagöz bizim tapulu malımızdır ama kıymetini bildik mi, garp dünyasında üç beş bilim adamından başkasına Karagöz’ün bizim malımız olduğunu iyice anlatabildik mi? Hayır. O halde ne diye dövünüyoruz?Yemeyenin malını yerler,malına sahip olmayanın elinden bir punduna getirip tapusunu bile alırlar.Ben bu işi biraz yakından bilirim de, onun için böyle kötümserim.Karagöz’ün bizde can çekiştiği bir devirde, bundan on yıl evvel Paris’te bulunuyordum.Büyük Türk dostu Gabriel ile birlikte Paris Üniversitesinde Türk kültürüne dair bir konferans serisi tertip ettiğimiz zaman, Karagöz mevzuu da bana düşmüştü.Tarihinden başlayarak felsefesine kadar işlediğim bu mevzuu üç konferansa sığdırdımdı.Memlekete dönünce de, o zamanlar Basın-Yayın Umum Müdürü olan dostum Halim Alyot, büyük bir anlayış ve kadirşinaslık göstererek,bu konferansları, renkli Karagöz tasvirleriyle birlikte, hakikaten övünülecek bir baskı nefasetiyle neşretti.Eserin Fransızcası çabucak tükendi.İsveçceye,Arap ve İbrani dillerine tercüme edildi.Dünyanın her yerinden mektup üzerine mektup yağdı.Meraklılar,tiyatro tarihine dair eser yazmak isteyenler,muhtelif üniversitelerde doktora hazırlayanlar,amatör ve profesyonel tiyatro teşekkülleri, ilânihaye, benden ve Basın-Yayından mütemadiyen kitap istiyorlardı. Dostum Halim Alyot, eseri İngilizceye tercüme ettirerek yeniden bastırdı ve her tarafa gönderdi.Ama binlerce nüsha çabucak dağılıverdi ve tükendi.Geçen yıl Rumenlerin daveti üzerine Bükreş’teki Milletlerarası Kukla Tiyatroları Festivaline giderken, oradaki meraklılara dağıtmak üzere birkaç nüshasını götüreyim, dedim. Bana kalmadı,yeniden basacağız dediler.Ben de elimde kalmış bulunan son birkaç nüshayı götürüp dağıttım.Fakat herkes istiyordu.Her memleketin kendi kukla tiyatrosuna dair kucak dolusu kitap ve broşür dağıttığı bir festivalde:-Efendim, biz bu Karagöz’ün tab’ını henüz yapamadık,buraya da Karagöz oynatacak birini getiremedik demenin zorluğunu siz tasavvur edin.Yine geçen yıl, Belçika’nın Liege şehrinde, Bükreş’dekine benzer bir kongre ve festival yapıldı.Karagöz’e dair bir konferans vermek üzere davet edildim, fakat gidemedim.Bugünkü günde Belçika’ya gidip gelmek kolay değil.Dışarıda memleket propagandasını düzenlemek mevkiinde bulunanların nasıl çalıştıklarını, hangi plan ve programla iş gördüklerini kimse bilmez. Hani öyle kimin neyi bildiğini, kimin nereye ne işi için giderse muvaffak olacağını kestirebilen bir propaganda teşkilatımız henüz kurulmamış ki, böyle fırsatlardan istifade edip kültürümüzü dışarda ehil insanlarımızla tanıtalım.Şu Karagöz misalinde de öyle olacaktır tabii.Biraz telaşlanacağız,Paris’te kültür veya basın ataşesine telgraf çekeceğiz.Aman, gözünü aç da Karagöz’ü Yunanlılara kaptırma diyeceğiz.Ama ataşe ne yapsın?Karagöz hakkında ne bilir ki, gidip dert anlatsın?Hem sonra, programı aylarca evvel hazırlanmış bir Milletlerarası Tiyatro Festivalinde Yunanlı dostlarımızın Karagöz oynatmasına nasıl ve ne hakla mani olabilir?Biz dışarıdaki propagandamızı, içerde perde arkasında Karagöz oynatarak tertipledikçe kültürümüzün tapulu mallarını birer ikişer başkalarına kaptırmağa mahkumuz efendim.Bilmem anlatabildim mi?

hacıvat ve karagöz kimdir

Gölge oyunu tekniğinin Türk halk kültüründe ne zaman Karagöz adını aldığı hakkında çeşitli görüşler vardır.Karagöz-Hacivat Türk gölge oyununun tek temsilcisi olarak kabul edilen Karagöz oyununun kökeni konusunda değişik görüşler vardır. Kimi kaynaklara göre Orta Asyadan, İrandan ya da Hindistandan batıya göç eden Çingeneler aracılığıyla Anadoluya gelmiştir. Bir görüşe göre Bizans, İtalya ya da Yunan kökenlidir. Türkiyeye Portekiz ya da İspanyadan göç eden Yahudiler aracılığıyla geldiğini savunanlar da vardır. Ancak bu görüşleri kanıtlayacak yeterli belge yoktur. Oysa Yavuz Sultan Selim döneminin güvenilir kaynaklarından İbni İlyas, gölge oyununun Türkiyeye XVI.yy.da Mısırdan geldiğini ortaya koymuştur. İlk zamanlar Mısır gölge oyununun etkisi altında olan Karagözün, kesin biçimini XVII.yy.da aldığı ve tiplemelerin de bu dönemde ortaya çıktığı öne sürülmektedir. Karagöz ve Hacivatın gerçek kişiler olduğuna dair halk arasında yaygın bir efsane vardır. Buna göre Karagöz B.Trakyada yaşayan bir demirci ustasıdır. Orhan Gazi Bursayı alınca buraya gelir, Demirtaş Köyüne yerleşir. Orhan Gazinin emriyle inşa edilmekte olan caminin bağlantı demirlerini yapmakla görevlendirilir. Caminin ustabaşısı Hacı İvaz(Hacivat) ile Karagöz arasında bir süre sonra eğlenceli söyleşmeler başlar. Öteki işçiler işi gücü bırakıp onları izlediklerinden işler yarım kalır. Durumu öğrenen Orhan Bey, Karagözün başını vurdurtur; olanları görüp ürken Hacivat da hacca gitmek üzere yola çıkar, eşkıyalar tarafından öldürülür. Tüm olanlardan pişmanlık duyan Orhan Bey, Şeyh Küşteri adlı birinin Karagözle Hacı İvaz arasında geçen söyleşmeleri bildiğini öğrenir. Çağırtıp anlatmasını ister. Şeyh Küşteri de aydınlatılmış bir perdeye yansıttığı görüntülerle Hacı İvaz ve Karagöz arasındaki söyleşmeleri canlandırır. Orhan Bey çok beğenir ve bu oyunun sürdürülmesini ister. Böylece Karagöz oyunu ortaya çıkmış olur. Halk arasında yaygın bir efsane olmasına karşın, yapılan araştırmalar bu efsanede kimi tarih tutarsızlıklarının olduğunu ve gerçekle pek ilintisi olamayacağını ortaya koymuştur. Bunlardan en yaygın olanı Bursa efsanesidir. Sultan Orhan devrinde (1324-1362) Ulucami’nin yapımında demirci ustası Kambur Bâli Çelebi (Karagöz) ile duvarcı ustası Halil Hacı İvaz (Hacıvat) çalışmaktadır. Nekre tipler olan ikilinin arasında geçen nükteli konuşmalar diğer işçilerin dikkatini toplayıp, işlerini aksatmalarına sebep olur. Cami inşaatı yavaş ilerler. Durumu öğrenen padişah hiddetlenip her ikisini de idam ettirir. Yaptığı yanlışlığın bilincine varan padişah çok üzülür. Padişahın musahibi Şeyh Küşterî padişahı teselli etmek için beyaz sarığını çıkarıp gerer ve arkasına bir şem’a (ışık) yakar. Ayağından çıkardığı çarıklarıyla Karagöz ve Hacıvat’ın tasvirlerini canlandırıp nükteli konuşmalarını seslendirir. Günümüzde de Karagöz perdesine “Şeyh Küşterî meydanı” denir ve Şeyh Küşterî Karagözcülüğün pîri – kurucusu kabul edilir. (Evliya Çelebi Seyahatnamesi)Gölge oyunu ülkemize Yavuz Sultan Selim’in 1517’deki Mısır seferi sonrası 16. yüzyılda gelmiştir. Mısır’ı fetheden Yavuz Sultan Selim’in Memlük Sultanı Tomanbay’ın asılışını hayal perdesinde canlandıran bir hayal sanatçısını, oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın da görmesini arzu ederek İstanbul’a getirmesiyle gölge oyunu İstanbul’a gelmiştir. Türkler 16. yüzyıl başlarında perde gerisinden gölge yansıtma tekniğini Mısır’dan almışlardır. Mısır Memluklarının gösteri yaptıkları siyah, ışık geçirmeyen, arabesk motiflerle işlemeli tasvirleri, şeffaf ve renklendirilmiş deri üzerine işleyen Türkler, bu sanata farklı bir nitelik kazandırdılar. Mısır oyunlarının olay örgüsünün birbirinden kopuk yapısını düzenleyip yeni bir biçim verdiler. Oyun tipleri Osmanlı İmparatorluğu’nun bünyesinde barındırdığı halklar içinden ve mahalle geleneğinden seçilmiştir. Karagöz Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yayılmış, çevre ülkelerde etkili olmuş, geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Karagöz oyunu Mısır’a tekrar yeni biçimiyle dönüp ilgi görmüştür. Bugün Mısır kuklasının adı Aragöz’dür.